BLOG

KARMA YOGA DENEYİMİ: 'Toğrağa adanış ve sürdürülebilir yaşam'

Bütünsel Yaklaşım ile Sağlıklı Yaşama Geçiş HİNDİSTAN I Yoga Yolculuğu

Öncelikle söylemeliyim ki başlığa aldanmayın. Bu pek süslü bir başarı hikayesi değil. Belki karma
yogini olmaya karar veren -bunun baştan zor olduğunu da bilen- fakat yalnızca karma yoganın ne
anlama geldiğini birazcık anlayan birinin adanma hikayesi. Kendisi Yoga Eğitmenlik Eğitimi
kapsamında adanma konusu olarak ‘toprağa adanma ve sürdürülebilir yaşam' adı altında bir konu
belirler. Temmuz'un en cafcaflı sıcağının olduğu bir gün, güneş tam tepedeyken Bursa'ya doğru yola
çıkar. Bir süreliğine gönüllü olarak Belentepe Çiftliği'nde çalışacaktır. Toprağa yakın olma fikri onu
heyecanlandırır keza daha önce hiç mi hiç toprakla uğraşmamıştır, balkonunda bir saksıya ektiği
maydanozu dışında...
Toprakta çalışacaktır ve hiç karşılık beklemeyecektir. Toprak ona öğretilerini sunacaktır. Bu bile bir
beklentidir ya hadi neyse. O İstanbul gibi koca bir şehrin hızında yaşayan birisidir. Pet şişeyi hiç
düşünmeden kullanır. X, y, z gibi çeşitli kahvecilerde kartonun içinden kahveler içer, yemek artıklarını
acımasızca çöpe atar, doğradığı kabağın kabuğunun bile yaşama geri döneceğini hiç ama hiç bilmez.
Belentepe'de sıfır atık bir yaşam vardı, duymuştu. Dağın başındaydı. Bir Permakültür çiftliğiydi.
Permakültürü ise daha önce duymamıştı. Tanımı kulağa güzel geliyordu ‘‘bir dizi ilke ve uygulama
kullanarak sürdürülebilir insan yerleşimleri tasarlayan sistemler bütünü''. Çiftlik sahibi Taner
Hoca'nın çokça bahsettiği Bill dede Tazmanya'nın yağmur ormanlarında otlayan keseli hayvanları
gözlemlerken, o ekosistemin yaşam verici bereketinden çok etkilenmiş, günlüğüne de ‘‘Bunun kadar
iyi işleyen sistemler inşa edeceğimizi düşünüyorum.'' yazmıştı. 1970'lerde öğrencilerinden David
Holmgren ile doğaya ve yerli kültüre dair gözlemlerini kullanmış, ekosistemleri zengin ve
sürdürülebilir kılan ilkeleri tespit etmeye başlamışlardı. Böylelikle permakültür zaman içinde
genişleyip, güzelleşerek doğmuş. 1
Aslında hiç bilmeden kendi duygularından ‘‘adanma'' adı altında kaçan kahramanımız pek çok
vesaitten sonra çiftliğe ulaşır. Sanki dünyanın bütün oksijenini oraya toplamışlar gibi hisseder. Öyle
temiz bir havası vardır ki mutluluktan adeta Heidi'ye döner ve işte çiftlikte kendini kenar insanı diye
tanımlayan Amerika'da masterlar yapmış bir çiftçi karşısındadır! İlk izlenim şudur; ah ne güzel şehrin
gürültüsünden kaçmış, güllük gülistanlık bu oksijende toprak ile bütün toz pembe bir yaşam... Onun
için sanırsın modern dünyadaki koca fabrikalar gibi toprak. Bas düğmeye kendini işlesin. Öyle iklim
krizleri de yok. Toprağa at tohumu, çıksın. Arada bir sula. Sonra gıdaya dönüştür afiyetle ye, al
kitabını bütün gün oku. Manzaraya karşı yoga falan yap...
Taner hoca ona önce çiftliği gezdirir. Birer birer emekle döşenmiştir çiftliğin her köşesi. Doğa ile
uyumlu, insan ile uyumlu. Gözünde canlandıramaz, bunların insan elinden çıkışını. Hoca odasını
gösterir. Pek sever odayı. Çiftliğin merkezinde, insanlardan uzakta doğal yapıdan minik bir oda...
Çiftliğin yoğun dönemine denk gelmiştir. Permakültür eğitimi vardır ve bir çok güzel öğrenci. Gider
gitmez kolları sıvar ve mutfakta Birant şefe yardım etmek üzere gönüllü hizmetine başlar. Mezun olur
olmaz mutfaklarda çalıştığı için, yadırgamaz. Hevesle çalışmaya başlar.
İlk günden çok yorulur. Erkenden uyumaya gider. Fakat yatağının etrafında minik örümcekler vardır.
Böceklerin her çeşidinden oldum olası korkar, kaçar ama yapacak bir şey yoktur. Örümceklere zarar
vermez. Birer birer sayar. Yalnızca dört örümcek. Sabah hepsi yerli yerindeyse bir sorun yoktur
diyerek kendini telkinler. Doğa ile tanışmada ilk öğreti canlı yaşamı tanımak olacak diye düşünür.
Hakikatten de öyle olur. Buna çabuk alışır. Duruma şaşırır ama içtenlikle kabul eder; toprak bizim de
içinde bulunduğumuz canlı piramidinin tabanıdır. Tabanın üzerinde ise bitkiler, böcekler, hayvanlar
vardır ve her biri, altındaki canlılara bağlı ve hatta bağımlıdır! Düşünür; yani O, korktuğu böceklere
aslında bağımlı. Onların da hayatta olmalarının sebebi vardır. Toprakta bulunan verimliliğin,
topraktaki organizmaların çeşitliliği, sayısıyla doğru orantılı olduğunu yazar, aldığı permakültür
kitabında. Bunların hepsi besin maddesi demektir. Bu bitki ve böcekler, kuş ve hayvan topluluğuna
gıda ve barınak sağlayacaktır. Bu bilgiyi hatırlamak ve özümsemek kolay olur... Bilinen, bize,
insanlığa ait zihne bir şekilde işlenen bilgileri hayata geçirmek daha kolaydır.

İlk öğretiye kucak açar. Toprağa dokunduğunda, işler arasında mola verdiğinde bahçede dibinde biten
çeşitli böceklere saygı duymaya başlar. Bütün gün toprak, mutfak işleri derken yorgunlukla yatağına
uzandığında başının ucundaki minik örümceklere bakar ve onları sayarak uykuya dalar.
Çiftlikte günler daha güneş doğmadan başlar. İlk olarak orada eğitim için gelen kişilere yoga dersi
verir. Güneşi gerçekten güneş doğarken selamlamak çok iyi hissettirir. Kurumsal iş koşturmacasından
sonra güneşi akşam saatlerinde selamlamaktansa, güneş doğarken, ayçiçekleri arasında selamlamanın
huzuru yayılır içine.
Sonrasında rutini kahvaltı hazırlığı, toprak işleri, öğle yemeği hazırlığı, bulaşık yıkama, akşam yemeği
hazırlığı şeklinde devam eder. Oldukça yorucu ve alışılmadık bir deneyimdir onun için. Keza
hayatında kaç kere bulaşık yıkamıştır? Annesinin uzaktan sesini duyar; ‘‘evde bulaşık makinesini
yerleştirmezsin burada kaç kişinin bulaşığını yıkıyorsun!''
Tabii olay bambaşkadır. Topraktan topladığı kabakla mücver, kırmızı biber ile dolma, marullar ve
fesleğen ile salata yapmak, domateslerin minik minik çıkışını izlemek... Bunları görüp de kim aşırı
doz yiyebilir, kim tabağındaki fazla yemekleri çöpe acımasızca atar? İklim değişikliğinde, tarım kimi
insanın elinde bambaşka hallerdeyken, gıdaya kıymak çok canice gelir...
İlk günlerden, tüm o güzelliklere karşı yorgunluğa yenik düşer ve kendini sorgulamaya başlar. Ara ara
ağrıyan dizi yeniden ağrımaya başlamıştır. Bulaşık yıkadığı alan boyuna göre yüksek geldiği için, sırtı
da kopacak gibidir sanki. Günler birbirini kovalarken, aklından geçen düşünceler şunlar oluverir;
‘‘karşılıksız çalışıyorsun, normal iş yaşamında bu yaptıklarının sonucunda kaç para kazanırsın, o
kadar çalışıyorsun ama insanların gözünde bu yaptığın hiç bir şey...'' Teşekkürü bile yeterli bulmaz.
Bu karmaşık düşüncelerden sonra aklına hep Bhagavat Gita gelir. Bir işi meyvesini beklemeden
yapmak, karşılık beklemeden, bunu hiç mi hiç aklına getirmeden... Karma yoga... Okuması ne kolay,
uygulaması ne zor! Bilgiyi almanın çeşitli yolları varmış meğer: okumak, tekrar okumak; anlamak,
duyumsamak, uygulamak. Henüz kendisinin ‘‘tekrar okuma'' aşamasında olduğunu fark eder. Fark
etmek iyi gelir.
Çöpsüz yaşama, elektrik enerjisini idareli kullanma durumu vardır çiftlikte... Gününün çoğu mutfakta
geçer. O işlerden anladığı için toprak yerine mutfakta çalışması daha uygun görülmüştü. Mutfakta çöp
çıkarmamak demek bir İstanbullu için oldukça garip. Organik atıklar kompost alanına, kağıt ve
kartonlar ayrı bir alana, şişeler doğa ile tasarımda kullanılmak üzere başka bir yere... Bu süreçte kendi
normal yaşamındaki ziyankarlığı görür, bol bol kendinden utanır. Utanma sebebi iklim değişikliğinin,
verdiği alarmları görmek olur. Gözlemci birisidir. Marulların sıcaktan kuruduğunu, bazı ürünlerin
zamansız daha çıkmadan ölüşünü içi giderek, üzülerek izler.
Sürekli aldığı pet şişeler, kahvecilerde karton bardakta içtiği kahveler, asla çöp olmayan ama çöp diye
kıyıp attığı meyve, sebze artıkları, boşa açık bıraktığı ışıklar, saatlerce keyif için yaptığı duşlar, yarına
canı sırf giymek istediği için bir kazağı saatlerce tek başına çamaşır makinesinde yıkamak... Ne
hoyratça! Yaşayarak görmenin bir tokadı vardır. Kısa sürede, içine işler... Bu da işte diğer öğretisi
olur. Her şeyi ayıklamak, ayırmak ve dönüştürmek! Kendi hayatlarımızın yaşayış tarzını bir an önce
değiştirmezsek pek çok hayvan ölecek, daha çok ormanlar yanacak, gelecek nesile ne gıda ne su
kalacaktır. Uzakta olana göz kapamak bundan sonra onun hayatında olmayacaktı. Yaşama karşı savaş
demeyelim de, yaşamın yanında, çiftlikte beraber yoga yaptığı yeni arkadaşlarının duruşu gibi bir
duruş sergilemeliydi. Çöpsüz yaşamı hayatına sokmak, ağacın, ormanın yanında olmak... Virabhadra
gibi haksızlıklara karşı güçlü durmak, işte bunu da duyumsamalıydı!
Adanmanın daha ilk günlerinde çeşitli öğretilerle yüzleşirken, yorgunluk tüm bedenini sarar. Mutfak
alanında çalışmaktan daha çok toprakta çalışmak istediğini belirtir. Bahçede çalışmak hiç
deneyimlemediği bir şeydir. Bahçeyi sulamasını söylediklerinde bile bunun nasıl yapılacağını bilmez!
Eline kocaman bir hortum verirler. Koskoca bahçeyi sulayacaktır. Pek çok hortum vardır. Hortum
girişini bir yerden bir yere takması gerekir. Dikkat etmelidir. Bitki yapraklarına böcekler için organik

sprey sıkılmıştır. Sularken, bunlara denk gelmeden nazikçe sulamalıdır. Eğlenir, tüm bahçe bittiğinde
bedensel ağrıdan gözünden yaş gelse de ruhu huzurla dolar. Toprak düğmeye bastığında, ürünlerini
fabrikasyon gibi döken bir sistem değildi. Emek vermeliydin. Yanında olmalıydın.
Geceleri bambaşka rüyalar görmeye başlar. Toprağın öğretileri derindir ve buna bir kaç hafta yerine
çok daha fazla zaman harcamak gerekir. Toprak ölü şeylerin yaşama döndüğü, sürdürülebilir yaşama
kattıkların da sana geri döndüğü bir yerdir.
Adanmanın ona verdiği üçüncü öğreti ise klasik anda kalma meselesi ile ilgilidir. Gerçekten en son ne
zaman bir şeyi sadece o şeyin duygusu ile yapmıştı? Bitkileri sularken akşam yemeğini nasıl
yetiştireceklerini, yemek yerken okuduğu kitabın nasıl devam edeceğini, kitabını okurken ise sabah
dersi akışını nasıl yapacağını düşünür. Bu artık durmaydı -anda kalmayı öğrenmeliydi-.
Çiftlikte günler çeşitli öğretiler, zorluklar, güzellikler, sorgulamalar ve tabii kimi zaman içten içe
yakınmalar ile geçer. Bir süre sonra, düşündüğünden daha erken bir zamanda yorgunlukla, var olan
sorgulamalarıyla oradan ayrılmaya karar verir. Taner hoca çok iyi bir öğretmendir. Dizinin ağrıdığını
söylediğinde onu doğada her yerde bulunan sinir otunu gösterir. Normalde pek çok kez yolun
kenarında gördüğü ve görmezden geldiği otun böyle bir yararı olması ne güzeldi. Bir Kızılderili
sözünü hatırlar; ‘‘Dünyadaki her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı iyileştirmek için büyür
ve her insan bir görevle yaratılmıştır.'' Kendi görevinin ne olduğunu sorgularken, sinir otunu toplar,
elleriyle birbirine ovuşturur otları ve bandajla dizine sarar. Bir kaç gün sonra dizinde ağrıdan eser
kalmaz!
Hikâyenin yorgun kahramanı Belentepe Çiftliğin'den ayrılıp, Balıkesir'e geçer. Yine normal yerleşim
alanına uzak bir yerde bir süre geçirir. Yorgunluk, sorgulamak, fazla oksijen onu biraz hasta eder. Bu
süreçte dinlenir. Toprağa adanış sıfır atık yaşama ile devam eder. Doğa yürüyüşleri yapar,
yürüyüşlerinde bir poşetle çevredeki atıkları toplar. Bunu yaparken kimi zaman insanlığa söver, kimi
zaman Bhagavat Gita'yı hatırlar, karma yogayı, anda kalmayı... Balıkesir'de Kaz Dağları ile tanışır.
Oksijeni içine depolar ve oradan da Muğla'ya geçer. Muğla'nın ufak köylerini gezer. Denizlere dalıp
oradan çöpler çıkardığı da olur, şişe atıklarını atmak için atık kutusuna kilometrelerce yürüdüğü de...
Tüm adanması sonunda kendini Kaz Dağları'nda mitingde bulur. Ağaçları kurtarma nöbetindedir, aynı
enerjiden akan güzel insanlarla beraber. Uçurtma uçururlar hep birlikte. Güzel enerjileri dağların
içinden savururlar. İçten içe bilir ki bundan sonra hayata katkısı doğadan yana olacaktır. Artık yarına o
istediği kazağı sırf yumuşatıcı koksun diye koca makineye atıp, saatlerce boşa elektrik harcayan bir
canavar olmayacaktır...
Adanması tam bir ay sürer. Sonunda sürdürülebilir yaşama, asıl İstanbul'da nasıl devam edebilirim
diye düşünmeye başlar. Toprağa yakınken, güneş tüm ışığı ile yanındayken, tatilin güzel havasında
kompost yapmak, atıkları ayrıştırmak, ağaçları korumak kolaydır. İstanbul, hızlı yaşam biraz daha
zorlayıcı olacaktır. Fakat bundan sonra hayatında iklim değişikliğine karşı var olan enerjiyi ölçülü
kullanmak, kocaman kentte atıkları ayrıştırmak, öğrendiklerini ‘‘tekrar okumak, anlamak,
duyumsamak ve uygulamak'' var olacaktır!


Kaynakça
1.Permakültür Bahçeleri, Toby Hemenway

Fotoğraf Galerisi
Son Blog Yazıları
Hikmet Gürbüz ile Svastha Yoga Terapi Modül 3 /  Nefesin Anatomisi, Fizyolojisi ve Dengelenmesi, Göğüs Hastalıkları ve Kardiyovasküler Rahatsızlıklar Hikmet Gürbüz ile Svastha Yoga Terapi Modül 3 / Nefesin Anatomisi, Fizyolojisi ve Dengelenmesi, Göğüs Hastalıkları ve Kardiyovasküler Rahatsızlıklar

DEVAMINI OKU
Hikmet Gürbüz ile Hamak Yogası ( aerial yoga ) Uzmanlık Programı Hikmet Gürbüz ile Hamak Yogası ( aerial yoga ) Uzmanlık Programı

DEVAMINI OKU
Yoga Alliance onaylı Yeşim Atik ile Yin Yoga Uzmanlık Programı Yoga Alliance onaylı Yeşim Atik ile Yin Yoga Uzmanlık Programı

Yin Yoga kendinle buluşma yolu. Hayatın her adımında bize hediye edilen enerjiyi bir yerlere savuruyoruz ve dağılıyoruz. Fark et, içindeki potansiyeli nerelere savuruyorsun? Bu eğitim, belki yoga hocalık yolunda ilk adım olacak sana belki de “seni” fark etmende bir adım…

DEVAMINI OKU

    İletişim

    Size en yakın şubemiz ile iletişime geçebilirsiniz.
    Her türlü sorunuz için aşağıdaki iletişim formunu kullanabilirsiniz.

    Bakırköy Merkez Stüdyo Bakırköy Merkez Stüdyo

    T: 0530 783 83 90 Ebuziya Cad.Taşevler Sokak No:2

    HARİTADA GÖSTER
    Bakırköy Zeytinlik Stüdyo Bakırköy Zeytinlik Stüdyo

    T: 0530 783 83 90 Fazılpaşa İzci sok. Hülya Apt. 1

    HARİTADA GÖSTER
    Bahçeşehir Stüdyo Bahçeşehir Stüdyo

    T: 0530 283 23 43 Bahçeşehir 2. Kısım Mah. Atatürk Blv. Gelincik Sk. Çağdaş Özaydınlar Sitesi C1 Girişi 2C

    HARİTADA GÖSTER
    Bostancı Stüdyo Bostancı Stüdyo

    T: 0535 723 18 38 Prof. Ali Nihat Tarlan Caddesi Arel Apartmanı No:57/A, Bostancı / Kadıköy - İstanbul

    HARİTADA GÖSTER
    Akbatı AVM Stüdyo Akbatı AVM Stüdyo

    T: 0530 856 66 43 Akbatı AVM, Koza Mahallesi, 1655. Sokak Esenkent Mevkii No:6, 34538 Esenyurt/İstanbul

    HARİTADA GÖSTER
    Hediye Yoga